Bale, sahne sanatlarından biri olup, müzik eşliğinde, teknik adım ve hareket dizelerinin kendine özgü mim ve drama destekli performansıdır. Uzun yıllar süren bir eğitimle öğrenilen balenin erkek dansçılarına "balet", kadın dansçılarına "balerin" denir. Bu eğitimli bedenleri konuşturan ise, belli bir temayla tüm adım ve hareketlerin kurgusunu yapan koreograftır. Bale terminolojisinde ayakların tam parmak ucunda durmasını sağlayan ayakkabıya "pointe shoes" ya da "puant" denir. Klasik balelerde balerinler genellikle "tütü" denilen özel etek, baletler ‘tayt’ ya da özgün koreografilerde özel tasarlanan kostümler giyer.
Bale stüdyolarında, ayna, egzersiz barı, ahşap parke ya da pvc esnek yer döşemesi ile piyano ya da CD çalar gibi müzik kaynağı yer alır. Bale tekniği, temel pozisyonlar ve hareketlerle, bunların birleşimiyle ortaya çıkan belli dans adımlarının en üst seviyede uygulanması esasına dayanır. Ders yapısı içinde sırasıyla esneme (streching), bar egzersizleri, orta egzersizleri, point çalışmaları, karakter dansları ile solfej bölümleri vardır. Bu eğitim, sahne provalarından sonra özgün koreografiler resitallerde seyircisiyle buluşur.
DÜNDEN BUGÜNE BALE
İtalya’da bundan yaklaşık 550 yıl önce Rönesans döneminde “melodiyle uyum halinde olan gösteri sanatı” olarak doğan balenin teknik ve terminolojik gelişimi ise Fransa’da olmuş ve günümüz balesinin temelleri atılmıştır. Özellikle IV. Henry tarafından desteklenen balenin altın çağı kendisi de iyi bir dansçı olan XIV. Louis dönemine rastlar. Bu döneme kadar halk tarafından dans edilirken bu kez profesyonel dansçılar kostüm maske ve peruklar kullanarak dans etmeye başlamışlardır.
18. yüzyılda bale, opera sanatından tamamen soyutlanarak özgür bir sanat formuna kavuşmuştur. Bunun da tohumları George Noverre tarafından atılmış ve bugün sahnede gördüğümüz bale sanatı onun koyduğu kurallar üzerine kurulmuştur.
18. yüzyılın ikinci yarısında Rusya'ya ulaşan bale St.Petersburg da Petipa ve Saint-Leon’la hayat bularak gelişmiş ve bugün hala sahnelenen Uyuyan Güzel, Fındıkkıran ve Kuğu Gölü gibi tanınmış eserler buradan tüm dünyaya yayılmıştır. Bunu takiben kronolojik olarak İngiltere ve Amerika’daki sahne uygulamalarıyla günümüze ulaşmıştır. Birçok ölçü ve devinimi uyumla birleştiren bale tekniği zamanla gelişmekte ve “stilize” olmaktadır.
Türkiye’de ise Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, askeri dehasının ve büyük devlet adamlığının yanı sıra kusursuz bir kültür insanı olarak batılılaşma sürecini başlatmıştır. Alman besteci Paul Hindemith’in desteğiyle 1 Kasım 1936’da Ankara Devlet Konservatuarı açılmıştır. Ancak ilk çalışmalar, çoksesli müziğin geliştirilmesiyle sınırlı kalmıştır. 1947’de ülkeye davet edilen İngiliz Kraliyet Balesi’nin kurucusu Dame Ninette de Valois’nın, 1948 yılında kurduğu Resmi ve akademik özelliğe sahip Yeşilköy Bale Okulu, 1950'de Ankara’ya taşınarak Devlet Konservatuarı’na bağlanmıştır. Aynı yıl Bale Bölümü'nün ilk gösterisi gerçekleştirilerek Ulvi Cemal Erkin’in müziği üzerine Joy Newton’un koreografisini yaptığı "Pastoral Suit" ve "Keloğlan" baleleri sunulmuştur.
Bugün balenin ülkemizdeki gelişimi ve yaygınlaşması Devlet Opera ve Balesi Kurumu çatısı altında ve bunun dışında birçok özel topluluk ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel kurslarla gerçekleştirilmektedir.

